|
 |
« : 07 Eylül 2008, 21:10:50 » |
|
Söylenecek ne çok şey vardı. Ben yitirmeden önce... Ne çok yalan, kaç damla gözyaşı? Dilenecek özürlerim vardı. Değer mi değmez mi demeden; beni affet dediğim cümlelerim vardı. Kaybedilmiş kelimeler elimdeki çantada, söylenmemiş; hiç söylenmeyecek...
Söyle kaç kez aynaya bakıp tükürdün sen yüzüne? Kendinden utandığın oldu mu hiç? Keşke bunları yaşayacağıma, ölmüş olsaydım dedin mi ağlayarak? Allah’ım bu gecenin sabahı olmasın dedin mi hıçkırarak? Sadece gözlerinin değil, yüreğinin de yandığını hissettin mi gözyaşların süzülürken? Sen kendine olan tüm inancını yitirdin mi hiç? Hiç kimse senin hayatını kararttı mı tek bir sözüyle? Sen hiç eline kâğıt kalem alıp, geride bırakacaklarına bir mektup yazdın mı?
Her gün yanlış bir şey yapıp, her gün yanlış yapmadığına ikna etmek kendini... Her an yalnız kalıp, kalabalığa karışarak hiçe saymak yalnızlığını... Her gece karanlıkta tavana dikip gözlerini, tutmaya çalışmak gözyaşlarını... Sen hiç durmadan kendini kandırmak istedin mi?
Şimdi tükendi gücüm. Kuracak cümlem kalmadı sana dair. Hayata tutunmaya çalışmıyorum. Ne burada olmaya, ne de orada olmaya alışmıyorum; alışamıyorum! Kendimi korumak için savaşmıyorum. Kendimden kaçmaya uğraşmıyorum. Kabullenmiyorum, itiraz da etmediğim gibi... Oluruna olmazına bakmıyorum. Yaşıyorum; sadece, öylesine yaşıyorum.
Yitirdiklerimi sana kazandırabilmiş olmayı dilerdim. Ve isterdim ki; canım bu kadar acımasın. Kimseye yaşatmadığımı yaşattım kendime. Bir de çıkmazlar ekledim derdime. Ben ne güzel aşklar yaşamıştım yüreğimde. Kirlettim tüm yaşanmışlıklarımı. Yaşayamayacağım mutluluklar duruyor kirlenmiş ellerimde. Ne de olsa yaşanmış, yaşanacak her şey sahte...
|